0

Kalp Kırılsa da Severmiş, Kim Değiştirebilir ki Bunu?

Günlerden bir gün, kendinizi, elinizdeki kağıt ve kalemi bırakmış, koltuğunuza yaslanmış bir şekilde müzik dinlerken bulursunuz. Radyodaki ses size:



Radyo Dinle

Bir Gün Benden Şikayet Ettiğin Ne Varsa Özleyeceksin… demektedir. Ve şarkı akıp gitmeye devam ederken, düşünmeye başlarsınız; ”şikayet ettiklerini özler mi insan hiç?” Ancak, sizin, sorunuzun cevabını bulmanızı beklememektedir Ferhat Göçer, devam ediyordur
Unuttuğun Yalanlara Benzemeyecek; Hep Yanında Götüreceksin… Düşünceleriniz de şarkı ile birlikte akıyor; ve bu sefer de kendinize soruyorsunuz: ”var mı öyle çekip gitmek; elbette ki giderken götüreceksin yanında birşeyler de… Gitmek o kadar kolay olsaydı, herkes gitmeyi tercih ederdi; ama nedense insanlar kalan olmayı tercih ediyorlar; hatalarından vicdan azabı duymamak için…” Gitmek elbette ki kolay gelir, söküp atabileceğini düşünürsün içinden; ancak sonrasında farkedersin ki, o da seninledir; hem de bu sefer, kendisi değil, sadece hayali, sadece düşüncesi… İşte o zaman daha kötüdür herşey. İşin sonunda ne dönebilmek vardır… ne de unutabilmek. Gittin işte, mutlu musun gitmiş olmaktan?
Kalbimi Kırdın, Tebessüm Ettim; Birşey Demedim… ”zaten söylesem de umrunda olmayacaktı; çünkü senin kendi doğruların, senin için her zaman en doğru olandı; ve her zaman için, herşeyin en mantıklısı sende başlar sende biterdi…” Ya… İşte böyle… Bazen konuşmanın da bir anlamı yoktur, eğer karşındaki, sen ne konuşursan konuş, seni dinlemeyecek; dinlese bile anlamayacaksa; işte ben de öyle yapıyordum; sadece tebessüm…
Kalbim Senindi; Sen Kendi Parçanı Yok Ettin… Az önce de dediğim gibi işte, kalan olmak, vicdan azabı yaşatmaz insana, gidenledir hep pişmanlıklar; gidenledir, kendi eliyle yok edip parçalamalar. Kalan gidenin peşine düşmez; ancak giden, kalanın, kendisinden sonra neler yaptığını hep merak eder. Ancak, giden, giderken, kalandaki tüm parçalarını da alıp götürür farkında olsa da olmasa da… Gittin işte; tüm parçalarını da yok edip gittin sen…
Dalı Kurusa da Ağaç Yağmura Nasıl Küser? Küsmez elbet; ama istemediğinden değil; küsmek istese de istemese de küsemez ağaç yağmura. Ağaç yağmura küsse de, yağmur, aklına esen her zaman, ağacın yanına gidecektir; ağaç ise, olduğu yerde durmaktadır; ne gitmektedir; ne de kalmakta…
Saatin Dursa Bir An, Zaman Onu Nasıl Bekler… Zaman da elinde olmadan akıp gitmektedir çünkü; ve tek göstergesi saattir. Beklemek zorundadır; eli mahkumdur; kendisini onda bulmaktadır çünkü.
Alıkoymuş Tebessümü Aşığına Bir Zalim, Yıkılır, Dökülür Ama Kalp Kırılsa da Sever… Ferhat Göçer, Kalp Kırılsa da Sever Şarkısını söylerken, aslında sadece bunu belirtmek istemiştir; kalp kırılsa da sever… Kırsa da, yıkılsa da dökülse de… elinde değildir; kendini onda bulmaktadır; başka çaresi mi vardır sanki…?
Hazineler Harabelerde Olur; Yaz Bunu Baştan… Eğer çok seviyorsan, ondan bir hazine değil, sadece kalbini alabilirsin; ve bu sana yetmelidir de zaten. Daha fazlasını ne kadar hakediyorsun ki istiyorsun? Daha fazlası hakkın mıdır senin? Belki o kalp bile hakkın değildir… Kimbilir…
Yıkılmışım Dökülmüşüm, Perişanım Ama Aşktan… Yine de yıkılıp dökülmenin çok fazla önemi yok, seni bu kadar çok severken, nasıl olsa yıkılıp dökülenlerin telafisi bir gün gerçekleşir öyle değil mi? Ama öyle ya, sen sadece bir hazine arıyorsun; bir kalp değil. Yıkılsa da yıkılmasa da, sana ait olsa da olmasa da, ne önemi var ki senin için. Sen… Sensin işte sonuçta…
Ve derken… Radyodaki şarkı biter. Değişir şarkı, ancak siz bu düşüncelere dalıp gitmişsinizdir bir kere. Paylaşmak istiyorsunuzdur; ve sonunda paylaşırsınız.
Ferhat Göçer, kalp kırılsa da sever isimli bu güzel şarkıyı bizlerle paylaştığın için teşekkür ederiz…


İlginizi Çekebilecek Diğer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.