0

Almina’nın Günlüğü 2

Herkese yeniden merhabalar. Almina’nın günlüğünün ilgi gördüğünü görünce, Almina’nın günlüğü 2’yi de yazmaya karar verdim; malum bu saatten sonra yazı yazmak bana zor. Saat kaç derseniz: 20:54… 20:45’e ne kadar çok benziyor değil mi? 🙂 20:45 hangi takımındı onu da unuttum, atıp sallayıp, Galatasaray demek isterdim ama, Galatasaray’lıyım; evet ama, 20:45 kimindi, bizim miydi; onu hatırlamayacak kadar Galatasaray’lıyım…

<

Almina’nın günlüğünde bahsettiğim, bilgisayarım bozuldu problemini, format ile halletmek durumunda kaldık, aslında pek çok bilgimin de yedeği alınmış; şifrelerim hariç… 🙂 Ve yazılarım da… Her neyse, en azından 13.810 şarkım bilgisayarımda duruyor; ve artık yayın yapmak yeniden bir keyif halini almış durumda.
Almina’nın günlüğü konusuna göstermiş olduğunuz ilginin beni çok şaşırttığını da belirtmek isterim. Hiç kimsenin ilgi alanına girebileceğimi düşünmemiştim; en azından bu kadar hit alabilecek kadar değil. Bilseydim daha önceden yazardım; ben bu şekilde yazılar yazmayı çok severim; ve günlük tutmak, benim çocukluğumdan kalma alışkanlıktır; bilgisayar çıktı günlük yırtılıp atıldı… Ne yapalım, yazmak istediğim bazı şeyler vardı; sizlere onlardan bahsedeyim…
Uzun zamandır sizlere bahsetmek istediğim bir konu var; ama eminim bu yazıyı okuduktan sonra, pek çok kişinin ilgi alanından çıkıp, sinirlenecekleri bir kişi haline geleceğim. Ne olduğunu öğrenmek ister misiniz? Bende takıntı halini almış bir olay: Türkçe’yi doğru kullanmak… Gerek konuşurken; gerekse de yazarken. Malum işim bu, düzgün Türkçe kullanarak yazı yazmak zorundayım, 1.5 senedir yapmış olduğum bu iş, sonunda bende takıntı halini aldı; ve insanları eleştiriyor; hatta daha fazlasını yapıyorum; o kadarından bahsetmeyelim… 🙂
Lise 3. sınıfa gider; ve üniversite hazırlık için dersaneye de aynı zamanda giderken, Türkçe öğretmenimiz oldukça gençti; biz 17 yaşındaysak; o da 25 – 26 yaşındaydı. İyi anlaşıyorduk; ders aralarında bizlerle sohbet ediyor; mesajlaşmalardan Türkçe’den falan bahsediyordu… Mesajlarında, noktayı, virgülü, ünlemi ya da soru işaretini nasıl kullandığını; sanki kitap yazarmış gibi mesaj yazdığını anlatıyordu. Çok tuhaf gelmiyordu bana. Türkçe’yi doğru kullanmak önemliydi elbette; fakat, cep telefonu, o zamanlar çok yaygın değildi; günümüzdeki kadar yaygın değildi; 1999 – 2000 senelerinden bahsediyorum. Yaşım da ortaya çıktı bu arada; ama günlüktür; bir şey saklamak ayıp olur. Hoş saklamak gibi bir durumum söz konusu da değil, yaşını küçülten insanlardan değilim. Her neyse konumuz bu değil…
Bundan bir kaç sene sonra bir arkadaşım oldu; İzmir’liydi; ”kenara” kelimesini: ”kenarıya” şeklinde telaffuz ederdi. İzmir şivesi hakkında, bu arkadaşım sayesinde bilgi sahibi oldum; ”yemek yiyorum” değil de; ”yemek yiyiyorum” derdi… Ne alaka derdim. Neden bu şekilde konuştuğunu sorar, düzeltmesini söylerdim; ama şive bu, kolay kolay vazgeçilmiyor…
Sonrasında konuşmalara iyice takılmaya başladım, mesela, çok yakın çevremden biri: ”çay katayım mı” diyordu; ”çay koy” diye cevap veriyordum. Ve sonrasında, yazı işleri ile ilgilenmeye başladım; bu işi yapmaya başlayalı ortalama 1.5 sene oldu; ama ben, ortalama son 1 aydır, aşırı takıntılı davranışlar sergilemeye başladım; mesela: ”kıyamam seni” Bu bu nedir bu? ”kıyamam sana”dır öz Türkçe’si… ”herkeze” şarkı eder bazı arkadaşlar; aslında ”herkese” armağan ederler…
Şive olayı farklı konu aslında. Çevrenizdeki insanlar nasıl konuşursa ona alışırsınız. Ama, diyelim ki ben birini eleştirdim, bir değil, üç değil; belki on üç sefer… Ama o kişi hala aynı hatayı yapıyorsa… Ben o kişiden uzaklaşmaya başladım. Neden derseniz; bir çocuk bile sıfırdan konuşmayı, çok rahat bir şekilde öğrenebiliyorsa, bir insan, dilinin kurallarını düzgün bir şekilde öğrenmeli. Belki kitap okumama eksikliğimizden kaynaklanıyor. Kardeşim kitap okumuyorsan, televizyon izlerken alt yazıları da mı okumuyorsun? Yolda sokakta yürürken, tabelaları da mı okumuyorsun? Ben asla mükemmel olduğumu iddia etmiyorum, ama, bilmediğim bir konuda iddialaşmayı sevmeyip: ”Ben böyle biliyorum ama, senin dediğin de doğru olabilir” diyebilecek kadar yürekliyim; aynı zamanda da, eğer o kişinin doğru söylediğinden emin değilsem araştırır; yanlışımı görürsem düzeltirim. Bu kadar zor mu?
Hepimizin elinin altında bilgisayar; ve internet var. Chat yapmayı, saçma videolar izlemeyi çok iyi biliyoruz da, hiç mi biraz daha ileri gitmek istemiyoruz? Bir de eleştirdiğim insanlar bana, klavye hatalarımı söyleyip, bak sen de yanlış yazdın diyebilme cesaretini gösteriyorlar. Benim yazdığım kadar sen de hızlı yaz bakalım, bir harfe basarken yanındakine basabiliyor musun basamıyor musun görelim…
Uzun zamandır bu konudan bahsedecektim sizlere; madem yazdığım konular ilgi görüyor, bunu değerlendirip, içimden geçenleri yazmak istedim. Herkese iyi akşamlar diliyorum. İyi bakın kendinize… Düşük cümle: kendinize iyi bakın… 🙂 Hoşçakalın…


İlginizi Çekebilecek Diğer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.